7 Şubat 2012 Salı

Morardım


Mor gözlü canavarınız bildiriyor. Kırk yılda bir yazıyorum, onda da ne anlatacağım bakın görün.

Geçtiğimiz haftasonu sevgilimle yıldönümümüzü kutlamak üzere yanımıza çok yakın arkadaşlarımızı da alarak Kıbrıs'a gittik. Cumartesi gidiş pazartesi dönüş, program süper. Cumartesi akşamı ben duşta kayıp kafamı portakal gibi şişirene kadar herşey yolundaydı. Ben biliyorum ama, o arkamdaki makinede oynayan meymenetsiz kadının bakışları yüzünden düştüm. 2 kuruşla yapılan betle maksimumda ne kadar eğlenilebiliyorsa o kadar eğleniyorduk zira. Sevgiliyi aşağıda bıraktım, odama çıkıp bir duş alayım dedim, sonrası fena.Kafamın sol tarafı kat çıkmış, sağ gözkapağı mosmor, dirsekler daha fena ama uzun kollu giyince görünmüyor.Duştan gözlerim kararmış şekilde çıkmaya çalışırken ilk aklımdan geçen "beybi keşke şu an gelse" idi.Nasıl duymuşsa beni, 30 sn sonra kapıda dehşetle bana bakıyordu.Sevgilimi eli kafamdaki buz torbasında 20 dk başımda beklettikten sonra beynimin soğuduğuna kanaat getirip yeter dedim sonra da midem bulanmaya başladı.Sevgilimin az sonra dul kalabilecek olması karşılığında yorumu "çok güzel!!!" oldu, bunu da belirtmem gerek. Yay burcu gezsin, tozsun daha ne ister.O kafayla bile saçıma maşa yapıp, perçemlerimi önlere önlere getirerek gecenin de karanlığı sayesinde normal insan kıvamına girdim. Gecenin sonunda zenneye para takar haldeydim ama sevgilim bana birşey olursa ayık olsun korkusundan içki içemedi.

Çok romantiğe ve ulvi meselelere bağlayacağım yine, kapalı havadan herhalde; hani diyorlar ya 10 dakika sonra ne olacağımız belli değil, aynen bu olmalıdır mottomuz. 10 dakika önce makinelerle gülüp eğlenirken 10 dakika sonra kafamda kan olup olmadığını kontrol ediyordum. Diyelim bana en iyisi olmadı; kafamı musluğa vurabilirdim, bayılabilirdim, beybi gelmemiş olabilirdi, tansiyonum düşebilirdi, kaşım gözüm yarılabilirdi-zaten öyle olsaydı korkudan kesin bayılmıştım-dirseklerim yerine kolumun bacağımın üzerine düşüp bi tarafımı kırabilirdim, tatilimiz daha ilk günden zehir olabilirdi ve hatta ben şu an bir hastanede olabilirdim. Olmadı çok şükür, ama demem o ki pamuk ipliğine bağlıyız. Her an her şey olabilir. Klasik şeyler söyleyeceklerim; keyif alalım, sevelim, sevilelim, üzmeyelim, hissedelim, kalanlar bunlar oluyor sonuçta.

E hadi bi de size Kıbrıs tavsiyesi o zaman; Cratos süp-per bir otel. Biz çok mutlu oluyoruz orada. Spası harika, masaj yaptırın, yiyin için eğlenin, Serdar tarafından söylenen Cratos şarkısını duymamaya çalışın yanlız, sonra 3 gün kafanızda yankılanıyor. Cratos Port'a yeni bir yer açılmış, Golden Cage.Lübnan yemekleri ve şovlar. Herşey çok eğlenceliydi, çok özenliydi. E bi de Mey Blue, mezeler harika. Bu kadar güzel 3 günden sonra tek işkence Ercan Havaalanı. 1,5 saat pasaport kuyruğu, saygısız insanlar, organize olamayan personel, kavgalar, bağırışlar, rötar vb..5 aktarmayla eve varmış gibiydik dün akşam. Pazar ve pazartesi böyle oluyormuş havaalanı. Bunu biliyor olmalarına rağmen hala hiçbirşey yapmıyor olmaları da ayrı konu tabi.Neyse..salı ve cumartesi arası eve dönmeye çalışın, o zaman Kıbrıs daha da güzel olacaktır eminim. Bi de kumar oynayalım, para yapalım aman da aman moduna girmeyin, o para yalan.Bugun kazanır yarın kaybedersiniz. Onun yerine siz keyif almaya bakın. Dedim ya, en önemlisi o zaten.

Foto Browni'nin blogundan. Neden bilmem sevgilimle pek severiz baykuşları.

2 yorum:

Müge dedi ki...

Aaa, Sinem'cim çok geçmiş olsun.

bokbocesii dedi ki...

Tesekkur ederim Mügecim.
Morluklarım yesile dondu artık, geçti sayılır ;)